Budapeşte, farklı kültürü ile turistleri sevindiren bir şehir. Benim Avrupa’da gezdiğim ilk şehirdi ve buraya tam 5 gün vermiştim. Eğer Budapeşte’nin çok uzak noktalarına gidilecekse Gellert Hill, Memento Park gibi -ve bir yarım gün de mutlaka termal banyoya ayrılmalı- 5 gün Budapeşte için çok ideal. Fakat ben ilk Avrupa ziyaretim olduğu için biraz heyecanlı ve hızlıydım ve 3 günde Budapeşte’de planladığım yerleri gezdim.🙈 Bunda biraz da 3 gün süreli BudapestCard almamın da etkisi vardı. BudapestCard, Budapeşte’yi gezmek için gerçekten çok avantajlı ve uygun. Ben 72 saatini 44 Euroya aldım. Birçok farklı saat seçeneği ve avantajları da şu adreste mevcut. https://www.budapestinfo.hu/budapest-card Ben hava alanından almıştım fakat otele varma, yerleşme, hazırlanma kısmında derken zaman kaybettim. Fakat hava alanından alırken görevli hangi tarşh ve saatte başlatmak istediğimi sormuştu. Seyahat edilecek tarih ve saat belirlenip kartı o zaman başlatmak da mümkün. Şehrin içinde de -özellikle Tuna Nehri sırasında- birçok BudapestCard standı var bu kartı satın almak için.
Şehrin küçük bir sorunu, evsiz insanlar. Onlarcasını bir sokak boyunca görmek mümkün. O kadar fazlalar ki merak edip araştırmıştım ve hükumetin evsiz insanlar için yeterli ödeneği ayırmadığını öğrenmiştim. Bu insanların kimse için bir sorun yarattığını 5 gün boyunca görmedim, gelip insanlarla konuşmaya ya da para istemeye çalışmıyorlar ama Budapeşte’nin en işlek meydanında, bankta otururken hemen yanımdaki çöpü karıştırmaya gelen evsiz adamın bulduğu her şeyi yediğini gördüm.
Nereden başlasam, nasıl yapsam bir fikrim yokken çektiğim kötü bir fotoğrafı koyarak başlayayım. Gece olunca Budapeşte bir harika, özellikle Zincir Köprü üzerinden… Ben hostelime yerleştikten sonra hemen kendimi Budapeşte’den aşağı saldım ve Tuna’yı buldum. Gitmeden önce Budapeşte’de yapılacaklar listesi hazırlarken milyon tane heykel eklemek muhtemel ama gittiğimde bunları haritaya eklemenin ne kadar kötü bir fikir olduğunu anladım çünkü zaten onları yürürken görüyorsunuz. Hehe. İlk gecemde Tuna boyunca yürüdüm ve ilk beni derinden etkileyen, parlamento binasına çok yakın yere, 1-Shoes on the Danube‘a vardım.
Bir anıt olan Shoes on the Danube, film yönetmenliği, şair, senarist ve oyuncu gibi vasıflara sahip bir Türk olan Almanya doğumlu Can Togay tarafından tasarlanmış. Burası Parlamento Binasının hemen önünde ve görünen haliyle yıllar önce yaşanan katliamı canlı ve hissedilebilir tutuyor. 1944 Ekim – 1945 Mart tarihi arasında aşırı sağ ve Nazi taraftarı bir parti olan Arrow Cross, Ferenc Szalasi önderliğinde başa gelmesiyle 5 aylık kısa iktidar döneminde 15.000’den fazla Yahudiyi ve Romanı katlediyor. Kurbanlardan ayakkabılarını çıkartmalarını, yüzlerini nehre dönmelerini istiyorlar. Daha sonra ise kurbanları kurşuna diziyorlar ve bedenleri ise Tuna Nehri’ne düşüyor, böylece nehir bedenleri alıp götürüyor. Ayakkabılar ise 1944 -1945 yılları arasındaki ayakkabı tarzlarına uygun tasarlanmış. Budapeşte’de görülmesi gereken yerlerde birinci sırada benim için Shoes on the Danube var.
Budapeşte deyince 2-Parlamento Binası da gezilecekler listesine ekleniyor ama bence o şöyle dışarıdan görülecekler listesinde. Gezerken popüler olan şeyler ilgimi çekmiyorsa o zamanımı başka bir şeylere ayırmayı severim. 🙂 Parlamento Binasına da, Shoes on the Danube gezdikten sonra şöyle bir bakmıştım. İçerisini gezmek için yeterli içsel ve dışsal motivasyonumu temin edememiş olsam da Parlamento Binasının tarihi bilinmeli ve bildirilmeli diye düşünüyorum. Hikaye şöyle; Parlamento Binasının tasarımı için açık bir teklif verilmiş ve kazanan plan ise görmüş olduğumuz binanın son hali. Neo-Gotik tarzda inşa edilmiş, yapımı ise 1902’de tamamen bitmiş. Komünist rejim zamanında binanın kubbesinde kırmızı bir yıldız bulunmuş fakat komünist dönemin bitmesiyle yıldız da kaldırılmış. Bina 3-Aziz Stephen Bazilikası ile aynı yüksekliktedir ve şehirde bu iki yapıdan daha yüksek bir yapı yapılmasına izin verilmemektedir. Bu iki yapının aynı yükseklikte olma sebebi ise din ve devlet işlerinin dengeli yürüdüğünün bir göstergesiymiş. Ayrıca küçük bir bilgi, Macaristan seçim sisteminin Avrupa’nın en karmaşık seçim sistemlerinden biri olduğu söylenmekte. 
Budapeşte, Buda ve Peşte olarak iki yakadan oluşuyor. Gözlemlerime göre Buda kısmı daha sakin ve tarihi, Peşte kısmı ise yine tarihi noktalara sahip ama ayrıca canlı ve hayatın aktığı taraf. Fakat Buda’ya geçince de apayrı bir atmosfer var ya. Ben Buda’yı daha çok beğendim. İstanbullular nasıl ki Taksim’i pek sevmez ama turistler de bayılır sanırım turist sendromuna yakalandım Budapeşte’de. Buda tarafına tek otobüsle geçmek 10-15 dk sürüyor. 4-Zincir Köprü‘den geçtikten sonraki durakta inip hemen meydana bırakıyoruz kendimizi ve Budapeşte’nin hatta belki de Macarista’nın en keyifli mini turuna hoş geliyoruz. 5-Castle Hill Funicular
Tur mu denir buna bilmem bana kalsa lunapark derim. 😊 Gidiş-dönüş bileti almama rağmen yukarıda kale ve kaleden sonrasını gezdikten sonra geri dönmek pek mantıklı gelmediği için sadece bir kez kullandım.😞 O kadar keyifli ki yapmadan dönülür mü, cevap veriyorum 
Ben bayıldım da dünya bayılmıyor mu? Kendisi UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunuyor. Bu füniküler 2.Dünya Savaşında tahrip olmuş fakat daha sonra vintage tarzda tekrar restore edilmiş. Füniküler tek yön 1200 forinti gidiş-dönüş ise 1800 forinti idi bu 2019 yazında. Hemen fünikülerin aşağısında bir de 6-Sıfır Kilometre Taşı var ve bir sıfır kilometre taşından ne beklenirse onu yapıyor, kilometre sayımı için başlangıç noktası kabul ediliyormuş.
Türk kültüründe ilk 5’e girecek bir etkinliğin Avrupa tarzında sıra, 7-Termal Macar Banyoları. Bu şifalı sular ilk önce İtalyanlar tarafından bulunuyor fakat Osmanlılar döneminde hak ettiği üne kavuşuyor. Budapeşte’ye bir kez daha gitmemi sağlayabilecek muazzam bir aktivite. Aynı kültür dedimse kalıp sabun, lif alıp gitme yanılgısına düşmedim, düşmeyin. Uzun uzun yıkanma banyolarından çok şifalı suların olduğu, boyu geçmeyen derinlikteki, ortada oturmak için bankların bile bulunacağı bir çeşit havuzlar bunlar. Havuzun en sevdiğim yeri -ki kedi duygularımla en rahat yeri bulmada ustayımdır- yattığınızda suyun belli noktalardan tazyikli verilmesiyle tüm vücut masaj yapan uzanma yerleri. Havuzun genelde köşelerinde oluyorlar. Benim gittiğim banyo Lukacs Baths idi. BudapestCard sahipleri ücretsiz girebiliyor ama şehirdeki en meşhur termal banyo Széchenyi Termal Bath. Çoğu banyoda haftanın belli zamanları akşam partileri oluyor. Bir de Margaret adasında Palatinus Strand Baths var. Gözlemlediğim kadarıyla yerli halk tarafından bu banyo çok tercih ediliyor. Bu arada termal banyoların çoğunda yüzme havuzları da var giriş yapınca termal banyoyu da yüzme havuzu da kullanabiliyorsun fakat havuz için bone şart. Çok çok çok çook güzeldi.😍
Budapeşte’deki 3.günümde 8-Margaret Adası için zaman gelmişti. Hem şöyle biraz çimlerde dinlenmek istiyordum. Kolayca tek otobüsle adaya ulaştım. Otobüsle son durakta iner inmez -daha önce okuduğum yazılara göre sokakta pişirilenlerden yenmesi gereken baca kekini şehrin içindeki sokak satıcısının beni adeta bir hayaletmişim gibi görmezden gelip benden sonra gelen herkesin baca kekini pişirmesi ama benim siparişimi asla almamasından😔dolayı yiyememiş öfkeyle karışık şaşırmadım duygusuyla paramı cebime atmıştım ki- baca keki yapan, dondurma tezgahı da olan bir kafe gördüm. Yani baca kekini ilk gördüğümde de sevmeyeceğimi biliyordum yani şekere bulanmış bir hamur işi ne kadar lezzetli olabilir ki, ama içine konulan dondurmayla olabiliyor. 😋
Bir tatlıyla çocuklar gibi şen olan bünyem bu tatlının tadını en iyi çimlerde çıkaracağını nasıl da iyi biliyordu. Çimleri boş gördüğümde dürüm paket yapıp eve getiresim geldi ama çabuk yükselen Macar halkını daha fazla kızdırmak istemedim. 😳 İnsan olmaya geldim diyerek oturup tatlımı yedim.
Adanın sonunda bir de botanik bahçe var minik bir turu hak eden ama daha fazlası değil. Daha sonra adasının sonuna doğru yürümeye başladım. Günün son ve harika olayına doğru yürüdüğümü henüz bilmiyordum tabii ki. Hava sıcak, ayaklar bitikti. Hemen adanın girişinde 9-Music Fountain da olduğu meydana vardım. Bir de ne göreyim ya, tam müzikle dans eden suyu izleyeceğiniz havuzun önünde oturma yeri ve ayağınızı suya sokabileceğiniz yer var. Yürümekten perişan olmuşken buldu beni. 😍Beni bundan daha mutlu edecek şey azdır. Öyle ki ertesi gün bu olay için tekrar gitmeyi düşündüm. Fakat müzik kesinlikle çok az duyuluyor, İstanbul Water Garden’daki daha iyi bile olabilir. 😁

Yazması da okuması da zor olan 10-Vajdahunyad Kale‘si Macaristan mimarisinin bininci yılı kutlamaları için ilk önce tahta ve kartondan yapılmış. Daha sonra yapı beğenilince kalıcı hale getirilmiş. Beğenmemek elde değil gerçekten. İçerisi çok farklı bir atmosferde tasarlanmış.
Kale 11-Kahramanlar Meydanı‘na çok yakın ve ücretsiz.
Sıra geldi Budapeşte’nin en eğlenceli, gece hayatının da canlı olduğu Szimpla Kert’e diğer adıyla harabe bar. 12-Szimpla Kert ilk önce bir grup sanat öğrencisi tarafından hem sanatsal aktiviteleri sergilemek için hem de insanların içkisini alıp gerçekten çok salaş takılabileceği bir bar yapma düşüncesiyle oluşmuş. Fakat burayı keşfeden birtakım turistler burayı popülerleştirmiş de. İlk var olduğu yerden çok fazla ziyaretçi geldiği için taşınmak durumunda kalmışlar. Bir kaynakta günde binlerce turistin burayı ziyaret ettiğini okudum. Ben akşamüzeri gittiğimde girişte kontrol yoktu fakat içerisi ciddi kalabalıktı. Akşamın geç saatleri önünden geçerken çok büyük bir sıra gördüm ve kontrol vardı.
13-The Mary Magdalene Tower, Buda tarafında bulunan manzara seyretmeyi seven için harika bir seçenek. Kuleyi çıkmayı yarıladığımda bacaklarım titremeye başladı, vardığımda ise tutmuyordu. 😂 Budapeşte’de tepeden en iyi manzarayı sunan 2. yermiş. Ben bu fikre katılıyorum. Manzara şöyle;
Önemli olduğunu düşündüğüm bir diğer konu Budapeşte’deki 14-M1 metro hattı.
Bu metro hattı dünyadaki ilk elektrikli demir yolu metro hattı ve 2002 yılında Dünya Mirası Listesine girmiş. Bu metro hattıyla Budapeşte’nin en ünlü meydanı olan Vörösmarty‘ye gitmek mümkün. Şehrin ikinci en ünlü meydanı ise lüks mağazaların da olduğu geniş bir cadde olan Andrassy Avenue.
Gezerken meşhur yemekleri yememek olmaz hatta seyahati seyahat yapanda meşhur yemek yemek ya da basit de olsa bir yerde meşhurlaşmış yemekleri tatmaktır, tattırmaktır. Ben de turistlerin çoğunluğu gibi nerede ne meşhur ara tara bul bir turist olmaya çalışıyorum. Fakat her zaman pek mümkün de olmuyor bazen yakınında ne varsa alıp yiyecek kadar aç ve perişan olabiliyor insan gezerken.
1-Karavan
Burası harika bir street food mekanı. Ortadaki masalarda ayakta yemek yeniyor. Bana rehberlik eden yerli bir arkadaşım beni buraya getirdi. O kadar acıkmıştım ki gözlerim ışıldadı. Macarista’nın geleneksek yemeği Gulaş yemek istiyordum rehberim sağdaki ilk mekanı önerdi. Gulaşımı aldım, Ağustosun 30 derecesinde henüz kaynamış Gulaşı yemeye çalıştım, olmadı. Daha sonra dedim bi sosisli bir şey önersen, bir de onu denesem dedim fakat bu sefer de sosis acayip tuzlu çıktı. Karınlar küs eve dönüldü. Yani bu güzelim mekanda ben yiye yiye yenmeyecek 2 yemeği yemiş oldum. Ne yeneceğini öğrenemedim ama ne yenmeyeceğini iyi biliyorum.
2-Tuning Bar&Burger

Önerilerde çok görmediğim bir Burger mekanı fakat bir tv programında görüp hemen listeme eklemiştim ve hostelime yerleşir yerleşmez buraya atmıştım kendimi. Şu kırmızı sos ballı ve tuzlu acayip güzel bir sos. Biraz pahalı bir yer ama iki kişi bir tabakla çok rahat doyar öyle de hamburgerleri var. Unutamıyorum😍
3-Retro Langos Büfe
Langosun en meşhur olduğu yerlerden biri. Önünde uzun kuyruklar olduğu oluyor. Bu peynirli Langos nefis fakat sadece alttaki kremayla da çok lezzetli. Ayrıca soğanlı versiyonu da çok meşhur olanlardandı. Bildiğimiz pişi hamuruyla yapılıyor tabii malzemeleriyle çok daha farklı bir tat oluyor bence. Üstündeki bu peynir çok hafif, yerken baymıyor. Belki son lokmalara doğru azcık. 😄 Aynı zamanda Langos için bir meşhur mekan daha var Langos Papa fakat garson kız çok saygısız davranmıştı. Azarını işitmeye hazırlıklı olanlara Langosu şöyle idi;
Tavuk ve yanlış hatırlamıyorsam meşhur tatlı biberlerinden yapılan sos ve kremadan oluşuyor. Çok lezzetliydi gerçekten.
3-Gelarto Rosa
Hemen Aziz Stephen Bazilikasının çaprazında,her daim bir kuyruk var. Ben yoğurtlu seçenekleri denedim ve 😋
4-Hungarian Hell’s Kitchen
Bu mekanın önünden geçiyordum ve aslında Hungarian Bisztro ile benzerliğinden dolayı karıştırdım ve oturdum. Her gece mi bilmiyorum ama o gece bir orkestra kontrbasın da olduğu hoş bir müzik yapıyorlardı turist çekme için ve ben de düştüm.🥰 4 gün boyunca Macar mutfağı çalışanları tarafından hırpalanıp azarlandıktan sonra bu restauranttaki sıcak yaklaşım beni yuvamda hissettirmişti ve yere bir minder atmak asla orayı terk etmemek istemiştim. Gerçekten çok ilgililerdi, yemekleri güzel güzel üşenmeden açıkladılar. Ben ilk bakışta normal bir makarna gibi görünen fakat Macarların Turos Csusza diye adlandırdığı el kesmesi hamurdan, peynirden ve bir çeşit küp küp doğranan kıtır etten oluşan geleneksel makarnasını bir yedim önce. Daha sonra da çok merak ettiğim Macar tatlısı Somlói Galuska yedim. Her türlü tatlının sevdalısıyız.😊
5-Bank3
Bana göre bir krep muz ve nutelladan oluşuyor hala. Krep yemeye giderken bugün farklı bir tane deneyeceğim desem de oturduğumda kendimi farklı bir çeşit yemek için asla ikna edemiyorum. Bu mekan Szabadsag Parkı’na çok yakındı. Çok süper krepler değil ama nam nam yemedim mi, yedim. 😋
Sziget Festivali, 2014 senesinden beri her yıl Ağustos ayında Budapeşte’de merkeze yakın bir adada gerçekleşiyor. 2019 yazında Sziget Festivali zamanında ben Budapeşte’yi geziyordum. Bir fiyatlara bakayım dedim belki sevdiğim artistler vardır. Florence and the Machine ve Twenty One Pilots’un olduğu günlere şöyle bir baktım fakat biletler günlük 90 Euro civarıydı ve her büyük grup ayrı günler çıkıyordu. Festival 4-5 gün sürüyor ve toplam ortalama 300 Euro. Çok dinlemeyi isteyeceğim bir grup için günlük ücret makul olabilir hem adayı görüyorsunuz, atmosferi yaşıyorsunuz ama öteki türlü fiyatlar Budapeşte için epeyi yüksek. Eğer cepler delikse, Sziget Festival kurucuları size gönüllü olarak günde 6 saat çalışma ve boş zamanınızda konseri dinleme şansı da sunuyor. İnternet sitesinden formu doldurmak mümkün. 14 Kasım 2019’da, 2020 senesi için olan programın indirimli biletleri satışa girecek. Fotoğraflar ise gerçekten büyüleyici olmanın da ötesinde.
Budapeşte’ye uçak biletimi bayram zamanı ve biraz da geç aldım aldığım için pahalıya geldi. Ben 567 TL ‘ye almışım ama erkenden alınınca 300’den bile daha ucuza bulunuyor çok rahat. Dönüşü Budapeşte’den almadım.Toplam olarak şehirde 5 gün, hiçbir kısıtlama olmadan, konaklama dahil yaklaşık 300 Euro harcadım. Çoğu var,azı yok. Sziget Festivali’ne gidilmeyecekse, tatilin festivalle aynı güne getirmek kötü bir fikir olabiliyor. Bütün oteller daha pahalı oluyor, şehir çok kalabalık oluyor ve Macar halkı daha agresif oluyor.🙈
…ve son olarak
İlk seyahat yazımın sonuna gelirken, seyahatlerde her zaman her şey yolunda gitmese de -ki bunun çok normal olduğunu daha sonra fark ediyorum- eve döndüğümde hepsi ne güzel anılar ya.🙈 Kendim için yaptığım en büyük iyilik seyahat etmek.

























