FRANKFURT

Frankfurt’a gitme isteğimin nedeni Almanya çok büyük hazır yakınında seyahat ediyorken yakınındaki kaide değer şehirleri göreyim idi, Frankfurt’a vardığımda ise oraya acı çekmek için gittiğimi fark ettim. Tamam her seyahatim benim bebeklerim gibi, elbette, tamam! Fakat ben Frankfurt’ta çok ziyan oldum Frankfurt’ta bana pek yardımcı olmadı. 😕

Paris’ten elbette ki yine Flixbus ile Frankfurt’a vardığımda saat sabahın kaçıydı bilmiyorum, hava bile otobüsten indiğimde henüz karanlıktı, hiçbir yer açık değil ve yağmur sonrası bir hava vardı. Tarih 25 Aralık 2019’du. Elimde orta boy “fıstık” yeşili valizim ve ben, Frankfurt’un Amerika’nın getto mahallelerini yansıtan sokaklarında iki fıstık kalakalmıştım. 👀 İlk amacım kesinlikle valizimden kurtulmaktı. Paris’teki grevden dolayı tüm metroların işi durdurması ve otobüslerin hınca hınç dolu olması beni bütün gün koca götlü valizimle Paris’i keşfetmeme itmişti. Frankfurt’a indiğimde ise ayaklarım şişmişti, yani kocamandı, kocaman ayaklarım vardı gerçekten. Üşürüm diye giydiğim üç kat çorabın ikisini çıkartarak sorunu az buçuk çözmüştüm. Hmm acaba üç kat çorapt.. yok yok çok yürüdüm ben ondan. Aklımda elbette emanet dolapları vardı ancak hiçbir yer açık değildi onlar da dahil. Flixbus’da ise hiç uyuyamamış, garipler garibi yolculara denk gelmiştim. Allahıııım ne acılar… Açtım, susuzdum ve dediğim gibi koca götlü valiz… Ağlama seansını buralarda noktalarken çözüm olarak Almanların sıcak yüreğine güvendim, kendimde neyime güvendim bilemiyorum. Sokaklar o kadar tekinsizdi ki, tenekede yanan ateş gördüm cidden ve etrafında birkaç evsiz insan. Beni orada ekmek arası kesme şeker niyetine yerler endişesiyle bir otele girdim. İki kadın vardı resepsiyonda, birisi önde genç bir kadın diğeri arkada kısa saç kesimli orta yaşlı bir kadın. Durumu açıkladım. Frankfurt’a kalmayacağımı akşam ayrılacağımı bundan dolayı da otel rezervasyonum olmadığını, valizimi bırakıp, üstümü değiştirmek istediğimi söyledim. Tabii bunu yaparken kuru kuru değil dışarda yaşadığım ufak tehlikelerden -ama 10 dakika içinde yaşadığım- bahsettim. Genç kadın işe o gün başladığını müdürüne sorması gerektiğini söyledi. Orta yaşlı kadın kollarını bağlamış ciddiyetle dinliyordu zaten. O kadar korktum ki beni duyduğu halde kadına aynı şeyleri anlatacak diye. Fakat o kadar manyakça bir hal almadı gece. Kadın çok sert bir şekilde -kesinlikle kabul etmeyecek diye düşündüm- aşağıda personel lavabosunu kullanabileceğimi, valizi de bir yere bırakabileceğimi söyledi işte. Sevindim. Gittim hemen denilen yere, tertemiz mis gibi lavaboda giyindim, temizlendim, valizi de bırakıp çıktım. Frankfurt’ta sabah olmuştu. Yorgun gangsterler uyumaya çekilmişti muhtemelen. Yerler çöp ve kırık şişeden geçilmiyordu ki merkeze yürüyerek 10 dakika mesafedeydim. Bunların hiçbiri henüz Frankfurt’a gittiğim için beni pişman etmemişti elbette. Yeşil çayın kudretine sığınıp bir açık kafe, belki de açık olan tek kafeyi buldum. Çayımı alıp oturduğumda gerçekten çok yorgun hissediyordum.

Biraz kafede dinlendikten sonra haritada zaten işaretli olan 10 yerden ilkine doğru yöneldim, KAPALI, diğerine doğru yöneleyim madem dedim KAPALI. Çünkü bana kimse 25 Aralığın Christmas’ ın ertesi günü olduğunu ve tatil olduğundan her yerin kapalı olduğunu söylememişti.😒 Benim de cahilliğimdir elbette bilemedim… Zaten çok canlı olmayan Frankfurt anlayacağınız 25 Aralık sabahı ölü bir şehirden farksızdı. İşte o zaman bir dedim ben niye geldim buraya acı çekmeye mi dedim. Fakat sonra geçti. Çünkü sonra acıdan ağlamaya başladım. 😂 Neyse bir yandan acı çekerken bir yandan da sokakta keşfedeceğim evlerdir, binalardır, anıtlardır onlarla meşgul olmaya karar verdim.

Benim bir 1.Berlin duvarı sevdam vardır. O çok derinlerde bir sevdadır. Orda bir duvar varsa Buse gitmeli ve görmelidir.

Berlin duvarı Doğu Almanya’nın kararıyla bir gecede örülüp Doğu’dan Batı Almanya’ya geçişi önlemek için kurulmuş. Bir şey hedeflerken önüne duvarın çıkması bugünlerde bir metaforken o zaman Doğu Almanya’dakiler için gerçeklikmiş. 🤔

2.Iron Bridge, Frankfurt’un en meşhur ikinci yeri olabilir sanırım. Seyahatim öncesinde araştırma yaparken -25 Aralık gününden habersiz- Ayhan Sicimoğlu’nun Frankfurt gezisi izlemiştim ve bu köprüye çıkan merdivenlerde duvarda tabelaları çekmiş önünde anons yapıyordu. Bu tabelalar şimdiye kadar köprünün ne kadar ve hangi yıllarda yükseldiğini gösteriyor. Burada çok güzel gün batımı yakaladım.

3.Köprünün öteki tarafına da geçtim elbette. Çünkü akşam 10’a kadar vaktim vardı Frankfurt’ta, 25 Aralık günü. Fakat köprünün öteki tarafında hiçbir şey yoktu, nada, niente, nichts… Şöyle bir görsel hariç…

Frankfurt’un en turistik yeri ise 4.Römerberg Meydanı.

Evlerin hoş görüntüsüyle biraz olsun teselli bulurken kara orman pastası nerede bulunur acaba diye düşüncelere daldım. Tabii kara orman pastasının Frankfurt’a özgü olmadığını araştırmadan hissedebiliyordum. 😅 Römerberg meydanında bir tane açık kafe vardı. Herkes oradaydı tabii. Bütün uyanmış gezginler… Belki kara orman pastasıdır diye aldığım pastamla hoş dakikalar yaşadım. Kara orman pastası değildi…

Frankfurt’tu sanırım 3 kez turladım. Turlarken de bir alanın böyle şirin süslendiğini fotoğraflamışım.

Her yer kapalı olduğu için tabii meşhur bir yere gitmek gibi bir durumum olamadı. Şnitzelin iyisi Viyana’daydı ancak Almanya’ya da bir şans vermek lazım dedim. Açık bir restoran buldum, ismi, Conrad’s Restaurant.

Restorana oturduğumda artık hasta olma yolundaydım. Yemeği midem pek almadı, hasta oluyorum diye düşündüm. lavaboda bir kızın istifra ettiğini görünce, dua etmeye başlamışım. 🙄 Akşam benim de midem bozuldu.

Yani bu Frankfurt gezisine kaç puan verilir bilmiyorum. Vitamin alacak açık eczane bulamadım. Çok dokunaklı ve acıydı. Daha sonra hangi Almanla konuştuysam hepsi “Frankfurt’a niye gittin ki?” dedi. Eminim gitmeden önce söylesem Almanya’nın taşı toprağı diye başlarlardı ama insan kendini yollarda perişanken de tanımıyor mu günlük he? Mesela ben kendime katlanamıyormuşum hastayken. Akşam valizimi erkenden alıp sadece sıcak bir yer bulmak derdine düştüm. 2 saatim vardı, canım ne yemek yemek ne bir şey içmek istiyordu. Bir dönerci buldum elbette. Ne yapacaktım tabii ki dönerci buldum. Ya hadi be. Narin ruhum içeri girerken selamın aleyküm diyen bir oluşuma dönüştü. Türk abiler bana limonlu çay verdi, biraz da içimi döküp rahatladım.

Türkiye’ye selam söyle gibi dramatik uğurluyorlardı ki gereksiz gelen vedalaşmayı kısa kestim. Gerçekten Almanya’da şöyle kötüyüz geyiğini de yapıyormuşlar. Flixbus durağında beklerken tek dileğim yanıma kimsenin oturmaması ve uyumaktı. Yolculuğum Amsterdam’aydı. 😍 Daha otobüsüm gelmeden ilk kez Flixbus’dan mesaj geldi koltuğunuz 2 numara diye. Şaşırdım çünkü koltuk ayırtmamıştım. Flixbus şoförü Türk olduğumu soyadımdan öğrenip 2 numaralı koltuğu şahsıma ayırmış, iki gözümün çiçeği. Yanına da kimseyi almayız dedi daha ben ağlamaya kalmadan. Gecenin çoğunda ikisi de beni lafa tutup Türkiye’den bahsetsene biraz modundalardı ama olsun bana baya iyi baktılar. Evet Frankfurt seyahatimin en muazzam zamanı dönüş zamanıydı. ACI ama gerçek 🤣 Amsterdam’a vardığımda ise sihirli değnek değmiş gibi sapasağlamdım.

Frankfurt seyahatim biteli 10 ay oldu ama aklımda hep aynı soru… Bir insan neden Frankfurt’a seyahate gider ya?

Her neyse ne Frankfurt’ta da dayandı bu yürek…

Yorum bırakın