AMSTERDAM

İlk andan mı sevdirirsin kendini, ilk andan mı atın beni buralara bir yıl falan arayıp sormayın dedirtirsin. O minnoş evleri, o pazar günü bibiklerini bisiklete atıp ekmek almaya çıkan ebeveynleri, o sakin sokakları ve güzelliği… Daha gezmeden ‘Yine geleceğim buraya!’😼 dedirtti bana. Aman Buseciğim sen de bu Avrupa’da ne buluyorsun demeyelim gezelim, görelim, farklı sonuçta farklılık yani. I LOVE AMSTERDAM 😍

Amsterdam Christmas Market turu amacıyla 22 Aralık’ta başladığım ve 10 gün sürecek olan turumun 3. durağıydı ve Amsterdam gerçekten de bana herkesin özgürce ve mutlu yaşadığı, sakin bir şehir gibi geldi. Amsterdam deyince bir böyle hemen akıllara çılgınlıklar geliyor ama sokaklarında hiç de taşkınlık yapan insanlara rastlamadım. Üstelik Amsterdam’da sokakta içki içmek yasak ve para cezası ile yaptırım uygulanıyor. İşte buna şaşırdık.

Aynı zamanda sokaklarda erkekler için kabin gibi kapısız ama kimsenin içerideki insanı göremeyeceği tuvaletler yapılmış. Kabinin çevresi bazen kokuyor ama “Sokaklar sidik kokuyor ya!” demeyelim çünkü bu tarz tuvaletler zaten içki içip kanala tuvaletini yapan insanlar için alternatif olarak geliştirilmiş. Kanala düşseler daha mı iyi? Koklayacağız mecbur.😔

Hostelime yerleştikten sonra merkeze yürümeye karar verdim. Her ne kadar yürüyeceğim mesafeyi 3.5 km olarak görsem de haritada. Doğru bir karar değildi elbette çünkü sadece 2 günüm vardı Amsterdam’da. Dam Meydanı’na yakın Argentinos isimli bir mekana biftek yemek için oturdum. Güney Amerikalıların elinden yemek yiyeceğim zannederken patron bey Türk çıktı. Fakat yemeğim lezzetliydi. 

Argentinos

Seyahat ederken az az ye, sık sık ye felsefesine adeta yakamı bırakmıyor.🥰 Argentinos’un sağında kalan Rene’s Croissanterie’den şöyle muhteşem bir waffle alıyorum. Sonunda karınlar mutlu ve gezmeye başlayabilirim hissi.😊

Waffleımı yerken -ki gerçekten daha sonra Brüj’de ve Brüksel’de yiyeceğim wafflelardan daha farklı bir hamura sahipti, çok lezzetliydi ama olur ya bazen tatlı ihtiyacın varken BİM gofretini de seversin, öyle de olabilir- 😛 çok da merak ettiğim müzeye 1.Sex Müzesi‘ne gitmek için Dam Meydanından aşağı doğru indim. Amsterdam’da cinsel içeriklerden veya uyuşturucu maddelerden kaçınmak da ne bileyim… Üç katlı bu müze insan anatomisi hakkında bilgi vermiyor ya da ne bileyim öğretici içerik sunmuyor ama gerçekten gülme garantili ve aynı zamanda estetik sunan keyifli yaklaşık bir 40 dakikayı vadediyor. Kültür gereği ya da belki seyahat ettiğimiz kişilerden ötürü çekinmeceler mi oluyor? İçimizden beş kez “Amaan Amsterdamdayım be!” deyince bütün gerilmeleri kovuyoruz. Bu müze gerçekten çok keyifliydi. 😁

Bir sonraki durağım hemencecik de 2.Red Light District oldu. İlk gün henüz hava yeterince kararmamıştı Red Light District ruhunu yaşamak için ama beni ertesi gün ülkeden kovacaklarmış gibi en çok merak ettiğim neler varsa görmeye çalıştım hemen. Fakat buraya ertesi gün akşam yine gittim. Red Light, zamanın en eski mahallelerinden. Buralara genelev yapılmasının nedeni iste, eskiden denizcilerin durağı olarak kullanılan kent ve bu işlek cadde aynı zamanda genelev işletmeciliği konusunda da popülermiş ve 20 sene evvel hükümetin tekrar mahallecilik geleneğini yaşatmak için Red Lİght District’e bugün bu genelevleri ve camda müşteriler için duran seks işkilerini görmek mümkün olmuş. Burası çok turistik bir cadde fakat ben hayatımda hiç görmedim, sanırım Holanda’ya gitmemiş kimse de görmemiştir, camda müşteriler için bekleyen kadınları görmek beni mutlu etmedi, bana şaşırtıcı da gelmedi, bu tür durumlarda işlerini seven insanlardır belki diye düşünmek beni iyi de hissettirmiyor doğrusu ve hatta onlara bakmaktan da kaçındım. Bana sanki kimse zorunda olmasa bu işi yapmaz gibi geliyor. Öyleyse ben camda tanımadığı hatta hoşlanmadığı insanlarla para kazanmak için beraber olmak zorunda olan kadınlar görüyorum. Aslında hükümetin genelevleri yasallaştırırkenki planı kadınların özerkliğini kazanması, güvence altında olmasıydı. Temmuz 2019’da yayınlanan habere göre Amsterdam’ın ilk kadın Belediye Başkanı Femke Halsema vitrin uygulamasını kaldırmak için hatta genelev sayısını azaltmak, var olanların da şehrin daha dışına taşımak için halka teklifte bulunacaklarını belirtmiş. Genelevde çalışan kadınların bu turistik caddelerde, sosyal medya kullanımının da yaygınlaşmasıyla turistlerin aşağılamalarına maruz kaldığını belirterek teklifini desteklemiş. Ben de bu fikri destekliyorum, sanki bir Dutchmışçasına.😒

Müşteri çekmek için camda dururken müzik dinleyen, sigara içen ve mandalina yiyen bir kadın, müşterisi geldikten sonra perdeleri çekiyor.

Argentinos Restoranından, Dam Meydan’ının zıttına doğru iki kanal geçip 3.The Smallest House in Amsterdam yani Amsterdamdaki en küçük evi görmeye gittim. Benim için büyük Amsterdam için küçük detaylar. 😇 Bir hediyelik dükkan tarzı işletiliyordu ve kapalıydı ama hiç önemli değil, o kadar küçük ki içine girmeden dışından bile inceleyebiliyor insan.😅

The Smallest House in AMSTERDAM

Bu minnoş evi gördükten sonra yavaş yavaş havanın da kararmasıyla beraber Amsterdam’ın alışverişte en hareketli caddelerinden birine 4.Kalverstraat‘a doğru yol aldım. Biraz turlayıp, Amsterdam’ın meşhur peyniri, Gouda alışverişimi paprikalı olarak tamamladıktan sonra (Pestolu da çok iyiydi) çokça hareketlendiğini düşündüğüm 5.Rijksmuseum hemen önüne kurulan Christmas Marketi görmeye gittim.

Christmas Market turu adı altında bir seyahat olduğundan Amsterdam beni üzmedi. Büyük bir alana kurulmuş, yemeğin bolca olduğu, kocaman bir Christmas Marketti burası ama ben akşam yemeğimi İtalyan Restoranında yemeyi tercih ediyorum ya! Bar Saoon adında bir restorana güzel bir pasta Italyana beni çok mutlu eder dedim, oturdum ve şu bebeği ısmarladım. Tam yemeğimi yedim, ki enfes bir makarnaydı, garsona nasıl tramvay bileti alacağımı sormak istedim. Fakat bu bey de Türkmüş. Ya şimdi ben Arjantin bifteği mi yedim, İtalyan makarnası mı ben artık izah istiyorum.

…ve birinci günün sonu.

Bar ‘Saloon’-Pesto Soslu Makarna

Amsterdamdaki ikinci günüme 11 saatlik uykunun ardından muazzam uyandım. Avrupa’ya çabuk alışmış bünyem için bir kruvasan aldıktan sonra, ilk durak 6.Van Gogh Museum. Online bilet alınacak, alınmamışsa müzenin hemen yanındaki makinelerden bilet alınacak ama sabahın ilk saatlerinde bile uzun bir kuyruk vardı makinelerde. Hemen GetYourGuide açıldı, online saatli bilet alındı. Zira içeride bilet satışı yok. Beş dakika sıra bekledikten sonra müzeye giriş yaptım. Müze çalışanları gördüğüm bütün Hollandalı halk gibi gerçekten çok nazikti. Müzede Yıldızlı Gece tablosu yokmuş, üzdü ama Patates Yiyenler, Çiçek Açan Badem Ağacı, Arles’daki Yatak Odası gibi çok ünlü tablolar içeride sergileniyor. Flaş açık fotoğraf çekmemeye dikkat!

Arles’daki Yatak Odası

Van Gogh’ un son sözlerinin “Keder sonsuza dek sürecek” olduğunu öğrenip müzeden ayrıldım. İçim nahoş, ayrıca bir çocuk sevinci… Ben onu hep görmek istemiştim. 💗

Gündüz gözüyle görmek istediğim bir yer daha var, 7.Seven Countries Houses. Burada İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, İspanyol, Rus ve Hollanda tarzı 7 farklı ev var. Bunların neden yapıldığına dair bir bilgiye erişemesem de sanırım daha çok turizm temelli sebepler. Van Gogh müzesine bayağı yakın ve ben buraya da bayıldım, burayı da severek gezdim iyi mi. Mimariye olan sevgimiz çok köklü.

8.Rembrandtplein da oldukça popüler bir nokta turistler için. Christmas zamanı da burada bir buz pateni alanı kuruluyor. Son olarak bir gece evvel aynı odayı paylaştığım Brezilyalı kızların ısrar ve tavsiyeleri üzerine 9.Museum of Prostitution‘a, Red Light üzerindeki müzeye gittim. Biletler biraz daha pahalıydı ama sesli rehber ve biletle beraber 5 Euro’ya tekneye binebileceğiniz bir broşür veriyorlar. Zamanı olana muhteşem etkinlik. 😪İçerisi ise gerçekten enteresandı. Amsterdamdaki genelevlerin genelde nasıl dizayn edildiğini, bu genelevlerde çalışan kadınların haklarının nasıl korunduğu ve acil durumlarda ne gibi önlemler alındığı aynı zamanda enteresan yabancı ünlüler hakkında bilgiler veriyor müze. Küçük bir müze ve iyi ki gördüm.

Belki de en başta olması gereken yer 10.Dam Meydanı ise yine epeyi turistik ve etkinliklerin yapıldığı bir meydan.

Amsterdam, Avrupadaki en keyifli şehirler listesinde ilk 5’e girecek bir şehir. Ülkemizdeki döviz kuru yüksek olduğu için tabii ki gezmesi pahalı bir şehir ama birçok Avrupa ülkesine kıyasla benzer fiyatlar. Bir daha gitsem 😌 Amsterdam…

Yorum bırakın