BRUGGE

Her şeyi Brüj için başlattığım bir seyahatim var hayatımda. Ayrıca bilgisayarın başına oturup, Google üzerinden ‘Yeni Yılda Avrupa’nın En Güzel Şehirleri’ listesine bakıp, bir şehri beğenip, oraya bilet almak bence kesinlikle hayatta belli bir puan eder, ayrıca bunu gerçekleştirebilmek büyük bir nimettir de. On gün sürecek Fransa, Hollanda, Belçika gibi ülkeleri içeren seyahatimin duraklarından biri Brüj olsa da nedeni de yine Brüjdü. Bu da Brüj’ü azıcık havalı yapıyor.

Brüj seyahatim, seyahatlerim içinde en minnoşuydu. Kaldırım taşlarıyla döşeli sokakları, minik evleri, günün her saati fotografik şehir manzaraları, çikolata dükkanları, at arabası sesleri… ve ben Brüj’de kaybolmuş ama çikolata dükkanlarının alacasından hipnoz olmuş bir çocuk gibi gezdim. 😋

Azıcık havalı olan Brüj’ün reklamını yapansa Colin Farell’in baş rolünde oynadığı In Bruges filmi olmuş. Fakat film de karakter eline geçen her fırsatta Brüj’de olduğu için tanrıya lanetler okuyor, bir kez bile Belçika çikolatasının keyfini sürmüyordu. Rol arkadaşı Brendan Gleeson olmasa tekne turu bile yapacağı yoktu. I mean, you are in fckng Bruges.

Brüj’e vardığımda saat öğlen 4 civarıydı. Ertesi gün aynı saatlerde ayrılmaz üzere Brüj için geri sayım başladı.

Merkeze 1 km olan St. Christopher’s Hostel’de konakladım. İki ayrı binadan oluşan hostel, iki binasında da asansör olmamasıyla gerçekten tarihi Brüj havasını iliklerime kadar hissettirmişti, 20 kiloluk valizimle. 😫Fakat hava kararıp, akşam olduğunda lobisi güzel atmosferli bir bara dönüşüyor ve asıl bomba yeşil çayları bile var.

Hostelden çıktık mı, çıktık. Saat demek ki 5 falan olmuş olsa, en son açlıktan zangır zangır titrediğimi hatırlıyorum. Yine de inatla midyeli yemekler bulmak için çırpındım. Çok acıktığımda, seçenekler arasında İtalyan varsa daima İtalyan’a yönelirim. Acil durum butonu gibi. Öyle de yaptım. Gördüğüm onuncu restoran ama ilk İtalyan restoranı olmasından mütevellit onu seçtim.

Restoranın adı La Cantina, siparişimin adı Con Le Cozze. Restoran, diğer birçok restorandan aşağı kalmamıştı, camın önündeki süslerle yeni yıl ruhu yaşatılmış, gözleri de doyuruyordu. Risottomun midyeleri limonla bezenmiş, taptaze ve lezzetliydi. Fakat bana deniz ürününün, deniz ürünü olmayan şeylerle karıştırılarak yapıldığı yemek yaramaz ama yedim ne bileyim. Yaramadı ama sonra çok midem bulandı. 😷

Şehrin en büyük meydanı 1.Markt Meydanı’nda Christmas Marketler kurulmuştuysa da benim ilk dikkatimi çeken In Bruges filminde (Spoiler) Brendan Gleeson’ın Colin Ferrall’ı uyarmak için kendini aşağı attığı 2.Çan Kulesiydi.😥

Bu çan kulesi bir orta çağ mimarisi ve başına da gelmeyen kalmamış. Kaç kez yanmış, yıldırımlar çarpmış, içindeki şehir arşivleri zaten yok olmuşsa da kendisi 2020’ye gelmeyi başarmış.😊 Şehirde at arabalarının olması ve mimari zamanda geri gitmişsin gibi hissettiriyor. Çok acayip.

Meydandaki Christmas Market de şehrin çok büyük olmamasına rağmen kendisi bayağı büyük ve güzel süslenmişti. Hatta kendisiyle bir waffle durumu için sözleştik. 😋

Nedir bu 3.Belçika Waffle‘ı diyordum. Aklımı oynatıyordum gitmeden önce yaptığım araştırmalarda fotoğraflarını gördükçe. Göründüğü kadar da var gerçekten. Hamuru ve çikolatasından başka özel bir şeyi yok ama bir waffle’ın başka nesi olsun mesela takla atamaz? En popüler çikolataları Nutella ve Belçika çikolatalı genelde. Ben bazen ne verirlerse razı da oluyordum. Kendimi ustalarına emanet ettim. İyi de ettim.😏

Yandaki waffle Brüj’ün en azından turistler tarafından tercih edilen en meşhur waffle dükkanı Chez Albert. Brüj’e gidiliyorsa mecbur yenecek bir şey gibi bir şey.😋

Brüj’de görmeye değer, Orta Çağ’dan kalma bir bazilika 4.Kutsal Kan Bazilikası. Haçlı seferinden dönen bir askerin İsa Mesih’in kanının olduğu bir bez parçasını şehre getirmesi üzerine birtakım olaylar. İsa Mesih’e ait olduğu söylenen kanı içeride, tek sıra halinde, 1 sn süre ile, gözetmen eşliğinde görebilme imkanı var.😀

Bu bazilika mimari açıdan özel olarak yarım daireler oluşturan köşelerle dizayn edilmiş. Girişte yukarı çıkarken de özel mimariyi fark etmek mümkündü.

Arama motoruna Brüj yazanların en çok gördüğü fotoğrafın adresi 5.Muelle Del Rosario. En güzel fotoğraf karelerinin yakalandığı ama aynı zamanda sizinle beraber on bin turistin de o kareleri aradığı düşünülürse sabah erken saatlerde kendi karemi yakalama kararı aldığım en doğru karar oldu. Daha da güzeli hemen bu manzaranın karşısında kuyruğun Belçika sınırına kadar gittiği bot turunu erken saatte hiç sıra beklemeden şans eseri yakalama şansım oldu. Brüj’de yapmazsam çatlardım diyeceğim şey ne çikolata, ne waffle, kesinlikle bot turu.

Brüj’de 6.Bonifacius adında şu anda misafirhane olan bir ev var. Bu bina benim biraz kafamı karıştırdı. İnternetten araştırdığımda gerçekten çok güzel bir otel ama dışarıdan pek de öyle görünmüyor. Belki dışarıdan görünen eski misafirhanenin görünen kısmı, daha tarihi miydi acaba? Bilmeem. 🤷‍♀️ ama benim buraya gitme nedenim bir Brüj çok küçüktü ve 4 saat içinde neredeyse her yerini gezmiştim, işaretlediğim daha düşük yıldızlı seçeneklere bakıyordum. Fakat buraya gittiğime hiç de pişman olmadım. Öncelikle ışıklandırma çok güzel olduğu için akşam da fotoğraf çekebildim, diğer neden ise köprüden geçince -ki köprü de kendi başına iyi bir neden, yani bu köprü ikinci dünya savaşı zamanında yapıldığı varsayılırsa- sağda bulunan merdivenlerden inip kanalı ayak hizasında görebildim. Zamanında kanaldan gelen müsafirler direkt binaya böyle giriş yapıyormuş. Hemen bulunduğu arena da çok eski yol ağızlı bir meydana sahip. Kısaca burayı gördüğüme çok memnun oldum. 😊

Çikolatayı seviyoruz. Suçlayarak ama delicesine…😍 Belçika çikolatasının iyisini Belçikalı arkadaşımın tavsiyesi doğrultusunda marketlerde değil, el yapımı çikolata dükkanlarında, sıcak çikolata dükkanlarında buldum. Brüj fiyatlarıyla pek de mütevazi bir şehir değil ama çikolatası için verilen her kuruşa değiyor. Hiçbir şey almayacaksan bile bu dükkanlarda çikolata koklamak için tur atmak sofistike bir şey. El yapımı çikolatasını ilk tattığımda ise Mamma mia!!!

Brüj’de çikolatadan çift görmeye başlayan gözlerim ve ben yoluma aylak aylak devam ederken bir sanat galeri gördüm, vitrininde ise ağaçlara işlenmiş enteresan insan figürleri vardı. Tam da çift görmeye başlamış gözlerime hitap eden bir sanat anlayışıydı. Hemen girdim içeri ve 7.Kiko Miyares‘in sanatıyla da böyle tanıştım.

Kiko Miyares’e ait iki eser

Acıkan karınları doyurma zamanı geldiğinde Belçika’nın muhteşem yemeği 8.Stoofvlees diyorum vemeydandaki bir restorana oturuyorum. Brüj’de her yer şık ve pahalı olduğundan gerçekten hangi mekanın diğerine göre daha iyi olduğunu anlamak zor ama benim seçimim 9. De Carre.

Bira ve soğan ile pişirilmiş dana eti… Belçika’da patates kızartması çocuğun beslenmesine verilir gibi konulup ilkin gözde hoş bir sunum yaratmıyor bence ama gerçekten bu yemek damağımda tadını bıraktı. 10 üzerinden 10. İkinci bir Mamma mia buraya !!!

Brüj’de bir de sıcak çikolata davası var ki sıcak çikolatayı baştan öğretir. Sıcak çikolata konusunda da Brüj’de yine en azından turistler için nam salmış bir sıcak çikolata dükkanı var. 10.Old Chocolate House. Gitmeden önce haftada bir gün açar bakardım, o süte nasıl da bütün çikolatayı bırakıp sıcak çikolata olusunu izlerlerdi. 😭 Fakat ben yapamadım.

Old Chocolate House’nin salonunda oturmak için beklemem gereken uzun bir kuyruk vardı ve benim saatim Brüj için dolmak üzereydi. O kadar üzüldüm, o kadar üzüldüm ki bir ara gözyaşlarım çikolata olarak akıyor sandım. Sonra hanımefendi bana istersem makinedeki sıcak çikolatadan alabileceğimi söyledi de sustum. Brüj’de sıcak çikolata bizim içtiğimiz kakaolulara benzemiyor pek. Gerçek çikolata ve az şeker içeriyor. Baya güzeldi bu da. Kalp .

Tekrar Brüj ile görüşmek dileğiyle…

Yorum bırakın